Gece Edebiyat

Unutma

Aslında hiçbir şeyin faydası yok.
Memleket dediklerini etraflıca kuşatmış kolluklar, kırık pencerelerde yoksulun feryadını susturmak zor.Soğuktan kızarmış ellerimi hissetmediğim bir sabahta sigaramı yakmaya çalışıyorum.Baharını kaybetmiş bir iklimdeyim. Evvela ne desem içime, biçare geri dönüyor kalbime.Birkaç senemizi piç etmiş olmanın tutuksuz yargılaması devam ederken mujgânımda, kulağıma çınlayan bu sözlerle duruldum bir anda;”Böyle yürüyeceğiz artık, buruk gülecek ağzımız. Yarım kalacak bir şeyler. Bırak öyle kalsın “Sonra gökyüzüne baktım, anlamlandırdığım her şeyi özlemeyi bıraktım. Hüzünlenmek yok, kaybetmedik ve kazandıklarımız çok. Zira; “Hatalar harikadır, denediğini gösterir.” demiştin.
Adalet dedikleri, gökyüzünde solgun bir yıldızın karanlıkta kayboluşu gibi. Yani bu simsiyah bataklıkta çaresiz bir fer. Büyük, eşsiz ve derin mi derin. Pekte önemli değil söylediklerin. Biraz rüşvet yeterli onlar için.
“Asli” mahkeme dedikleri yakında kurulacak ve herkes herkesten davacı olacak. Hiçbir mertebe ve servet hiç kimseyi kurtarmayacak.Unutma, yerim yurdum yok ve orada kazanmaktan başka. Yaşadıkları gibi inanmayanlar yaşadıklarına inanmaya başlarlar zamanla. Sen unutma yaşadıklarını.
Seni unuttuğum için affet beni kardeşim. Demiştik zamanında; “Hayat bu unutturur, unutunca tekrar hapı yutturur. “Tam olarak bu cümlenin içinde yaşıyorum şu ara. Kim bilir nasılsın oralarda? Halin vaktin iyidir umarım. Beni de istiyorlar o saray kapısından içeri, hissediyorum. Ama girmek istemiyorum kardeşim. Girmeyeceğim de inşallah.
Neden mi yazıyorum? Orhan ağabeyin dediği gibi;”Yazmak, yaşanmamış bir hayattan intikam almaktır. “Müjgânımın dilinden dökülürken mürekkepler şöyle bir şey demişti birisi;” kaleme sahip olmaya çalışma kendini kaleme bırak…”
Önceleri yazmak bir hevesti. Bu düzende yanlış giden bir şeyleri fark edip anlamlandırmaya çalışmaktı. Deniz kıyısında sabaha kadar oturup olanı biteni gözden geçirdikten sonra kafasında her şeyi aşmış bir insan olarak kalkıp gitmekti. Yolunda gitmeyen şeylere nefret, bir yaprak düşüşüne sevgiydi. Kusmak gibiydi bazen. Sonraları hasbelkader işin içine korkularda girdi. Zamanla değişti her şey, Kalp sıkıştı, insan alıştı. 
Fark eder mi? Birbirimizi deliler gibi sev bile yok olup silinmeyecek mi bize dair her şey? Bu cümle hapsetti uzun bir süre. Esaret bitti onu deliler gibi sevdiğimde. Gerisi mi? Geçti gitti, mesela adalet gibi.
“Türkiye’de adalet örümcek ağı gibidir; büyükler ağı delip geçer, küçükler ağa takılır.” – Behzat Ç.

10 ağustos 1995 yılında İstanbul Kadıköy'de doğdum. 23 Nisan İlkokulu'nda okudum. İlk tiyatro oyunumu Ortaokulda oynadım. Sanatla bu dönemde tanışmış oldum. Liseyi Ümraniye Endüstri Meslek Lisesinde okudum. Lisede Vesanat tiyatro ekibinde tiyatroya başladım. Lise bitince bir sene üniversiteye hazırlandım, bu bir senelik arada deneme ve küçük hikayeler yazmaya başladım. Üniversite'de ise ilgim tamamen müziğe kaydı ve yıllardır Eskişehir barlar sokağında müzisyenlik yaptım.

Translate »