• Gece Edebiyat

    Kasım

    Yürek, omuz, dik duruş ve tavır, Selanik’ten Horasan’a uzayan bir bakış. Görüş desek az kalır, Işık desek boş laf. Peşi sıra bir millet ayaklanır, Zaman desek yok, saat çoktan durmuş. Yıkılan çok insan var, Görsen dost, sanırsın deprem olmuş. Ve Aleykümselam güzel yüz, Tependeki güneş, camındaki deniz dahi selam durmuş, bakıyor! Titre Ankara’nın toprağı, Cihandaki son Başbuğ altında yatıyor!  Ne çok söz var, Bağrım ateşten gömlek, Bir sevmek var yare bakar gibi, Bir sevmek ki yari vatan, Nasıl sevmek. Ölüm hak, haktan metanet, Cennet var sana yiğit, İki cihanda cennet! Ey gelecek, geçmiş, Kaderi yazan melek, Sen öyle bir düştün ki dünyama, Tersyüz oldu mücerret. Ey geçmiş,  Ey gelecek, Şimdinin…

  • Gece Edebiyat

    Mia

    Mia, yok işte öyle değil Anaka’nın parmaklarını kesen kalem değil, kader. Hatırlarsan bizi birleştiren ortak bir söylemdi, keder. Geceyi kanından öpmüş dudakların,  Kadehime doldurduğum tenin Ve siyahın daveti Usturuplu münasebetsizlik gibi işliyor,  Avuçlarıma dökülen kum saati.  Mia, yok işte öyle değil  Tepelerden gel aşağı doğru, omuzlarıma asıl.  Asıl sessizliğime.  Sen olağan bir gecenin olağanüstü şamatası, Merkür’de rengarenk ışık hüzmesi,  Herkül’ün omuzladığı taş kütlesi, Veya sisifos söylemi. Hatırlamıyorum Mia İnan bana, hatırlamıyorum.  Hayatımın kontrol panelinde basılı kalmış iki sütunlu tuşun esaretindeyim, Ama seni unutmadım Mia.  Bakışlarımızı gözlerimizde unuttuğumuz o gece, Şehri en tepesinden doldurduğumuz iki kadeh, Sevmediklerimiz baş aşağı, Sevdiklerimiz cepte.  Mia, yok işte öyle değil Uzun bir masada gurmelik havasında buluşmalı damak tadımız.  Dilini sokup ağzımdan aldığın serseri tadından başka var…

  • Gece Edebiyat

    Tatyos Meyhanesi

    Hiçbir şey yazasım yoktu, Melihat hanım hoş etmeseydi güzelim sesiyle. Fakat güzelim öyle esrarengiz salına salına gidişin var ki Hasan Boğuldu’ya giden patikada, Durgun suda yüzen sandalımdan düştüm masmavi bir suya. Gülüşündeki eda pek manidar, inanmam da deva bulmam. Hele o bakışların yok mu?  Gökçe eder dokunduğu her yeri. Bembeyaz elbisesi, sarı şemsiyesi… Gamsız eder, elem eder beni, her saniyesi. Utanır ufak ufak, ince bir keman sesinin tevazu ile şarkıya girişi gibi. E hadi ne duruyorsun Tatyos Efendi! Durma doldur! Doldur kadınımın tenini kadehime. Durmayın efendiler söyleyin! Söyleyin yek bir ağızdan. Susmayın! Bin asırdır beklemişim, sonunda noksanlığım bitmiş ama gerekte kalmamış gibi. Bir andır yaşamışım, sonunda ömrüm yitmiş daha da yaşamaya lüzum kalmamış gibi. Nasıl anlatsam bilmem  Susmakta…

  • Gece Edebiyat

    Nisan

    Yeniden doğacağız! Yeniden göreceğiz Nisan’ı. Bizim için çiçeklenecek dalında ağaçlar,  Kokusuna doğacağız toprağın. Kemiklerimizde bulacağız hayatı Kırdığınızdan çok iyileşeceğiz. Başka başka kimseler olacağız belki Yüzümüz, gülüşümüz değişecek Ancak aynı kalacak kokumuz. Yeniden bekleriz Nisan’ı Bize sarı saçlarıyla neşe saçmasını Mezarlıkların çiçek açmasını. Beklemeyi ve beklemenin yüceliğini anımsarız. Belki aynı kişileri değil Belki kendimiz bile olmazken Bütün fikirlerimiz başkayken mesela Yine de bulabilirsek birbirimizi Yaşamadık dememek için bir fırsat gibi sayarız. Polenler kapatır göz kapaklarımızı Tekil olan bütün şahıslardan uzakta Bir dünyada yaşarız belki de kim bilir Yeniden yaşarız Nisan’ı. Durakta bekleyen yolculardan selamlar alırız Uzaklaşırken hareketsiz kalırız. Evren yanıp yıkarken isimsiz bütün bebekleri Kül olur ve tekrar doğarız, kim bilir Bu sayede yeniden yaşatırız…

  • Gece Edebiyat

    Yüz Kırıkları

    Yutkunuyorum ancak yutamıyorum.Boğazımdan akan nehirler taçlandırıyor senin meşruiyetini. Yüzünden yağmurlar çiliyor, güneşler doğuyor yüzünden!Açan gök kuşakları hep senin yüzün, hepsi senin yüzünden!Biliyorum fakat unutamıyorum. Kar yağdığında peşinden, buz kesiyor omuzlarındaki yükler.İşte bütün bu yükler yüzünden kesilmiyor ayakların yerinden.Doğaya işlenmiş bir suç teşkil ediyor sırf bu nedenden bile varoluşu garipsemen. Omuzların ve gözlerinin kesişimindeki çizgilerden döngüler doğuruyorsun dünyama.Dünyam şimdi üç gün fazla dönecek senin yüzünde, senin yüzünden! Sana güvende hissettirmeyen bütün karanlık sokaklardan sıyrılıp dokunuyorum dudaklarından yukarı. Yağmurlar gökyüzüne yağıyor sırf yüzün, yere düşmemek için yüzünden!Saklanıyorum ancak saklayamıyorum içimde yaşlandırdığın aşkı.Ölü kadar soğuk harfler can buluyor ya sesinden ve ben sesteşi olmuş buluyorum kendimi geçmiş bütün zamanların. Hem anlara sığmazsın ki…

  • Gece Edebiyat

    Kozmik Düşünceler

    Geceyi kıskandırır karası Ve resmeder soğuğunu sabah altıya vuran gecelerin. Ama bir anlamı yoktu gözlerinin, İçimdeki kışı güldürmeseydi eğer. Obsidyen bir neşterse kirpiklerin, Al gözlerimi, senin… Bir anlamı yoktu kirpiklerinin, Maskarası dudaklarım olmasaydı eğer. Bitmek istemeyen sigara, Bir rujun cinayette kullanılması… Bir anlamı yoktu dudaklarının, Öpüşürken gülmeseydin eğer. Güzel şeylerdir sevgilim; gülüşünde sabahlaması, Doğu Afrika’ya yağmur yağması. Bir anlamı yoktu gülüşünün, Gölgesinde sigara yakmasaydım eğer yeni sabahlara… Söyle! Kepeği mi yıldızlar saçlarının? Kokusu özgür hissettirir mi bir çocuk mahkumu? Bir anlamı yoktu elbette kaküllerinin, Rüzgarı gözümü yaşartmasaydı eğer. İki ayrı cümleydik biz, Bağlacımız oldu efsunkar sesin… Bir anlamı yoktu sözlerinin, Kan tüten dilini kınından çıkarmasaydın eğer. Eklektik bir tavırla tuttun,…

Translate »