Gece Edebiyat

Haydar

Şimdi bu bir suç mudur? Kurtuluş mudur?

İdam sofrasında karnı doymuş cellat yazdı kanlı elleriyle vasiyetini.

Hayat bir film değil.

Eğer kötü olan sizden güçlüyse o kazanır.

Bırak bir yerlere koşturmayı, oku.

Öldürdüğün hayatların seslerini, yüzlerini kabuslarında görmeye devam edeceksin.

Neydi bile bile öldürdüklerin?

İnsanın sonu gelse bile yine de gülmekten kendini alamayacak.

Öyleyse iyi dinle Midas kulaklı.

Dünyanın tüm hazineleri insanoğluna ait olsa bencilliğinden şüphesiz yine kaos çıkaracak.

Yok edip dursan da yaşayan yerlerini,

Teker teker harcasan da gençliğini,

Böyle bir kahroluş ile yitip gitse de hayatın, emeğini satmaya devam edeceksin.

Emekliliğini göremeyeceğin kesinleşmiş ciğerlerinde.

Satacaksın çünkü satmak zorundasın yaşamak için.

Satacaksın çünkü herkes bir noktadan sonra fahişedir farklı sektörlerde.

Dünyada ateşe girmekte var. İyisi kendin girip atlamak içine.

Ne de olsa bunca koşturma, meşguliyet, kendimiz dışında düşündüğümüz her şey kaliteli bir cenaze için değil mi?

Bir zamanlar hatırlıyorum hayal meyal,

Gözlerimin ayarını bulamazdım.

Kafamı kafatasının içinde tutamazdım. 

Fırsatlara el uzatmazdım.

Öyle ki fırsatları yaratan benim sanırdım.

Şaraptan sarhoş olan babamla dalga geçmemeliydim.

İşin doğrusu güzel başlıyoruz aslında hayata.

Polis devletinde, kafanda düşünce kovalamaktan suçlanarak terk ediyoruz şehirleri.

En mutlu şehirleri.

En sevdiğin şehirleri.

Eski şehirleri.

Aylaklık bir noktada son buluyor.

Sonradan ters düşüyor bir şeyler, bir daha başlamak istiyoruz.

En baştan.

Fakat bir şeyler eksik.

Kullanmışız bir şeyleri, tükenivermiş.

Bir daha gelsek neler yaparız biliyoruz.

Bilginin en büyük güç olduğunu anlıyoruz bu evrede ama bilmekte işe yaramıyor bir süre sonra. 

Hatalar belli zaten sadece farklı tepsilerde sunuluyor karşımıza.

İş işten geçmiş oluyor ve hiç istemediğimiz bir yolda oluyoruz.

Şimdi bırakıyorum kalemi.

Bu saatten sonra sadece sen ve ben varız.

İçini dökeceğim, sen de dinleyeceksin.

Dinledikçe kendinin özel biri olduğuna inandığın hayatının özel olmadığını anlayacaksın.

Anlayacaksın senin ben olduğumu.

Hiçbir kelimenin anlam kazanmadığı bir mahkemede, 

Hiçbir konuşmanın fayda vermediği bir dünyada, birkaç parça kağıt parçasından öte olmayan yoksul, cahil ve bir o kadar da nankör insanoğlunun korkaklığından avazım çıktığı kadar kusacağım.

Sen ne kadar merhametli olurdun dünyanın sahibi olsaydın?

Artık kendini kandırma umurunda olmazdı; yetim, yoksul, çocuk.

Benim de olmazdı.

İnsan sadece kendine merhamet eder.

Kabul et, kibrimizden yerimizde duramıyoruz.

Her an bizden daha güçlü statülere tapmaktan başka birşey yapmıyoruz.

Oysa ki onlar bize merhamet etmedi, bizi hor gördü, bizi aşağıladı.

Birde ondan alacağımız birkaç parça kağıdın maskarası olup boyun büküyoruz.

Oysa ki onlar bize boyun bükmedi, bizim onlara boyun bükmemiz bize gerçeği vermedi.

Karşındakine ya Hayda abi diyorsun ya Haydo diyorsun. 

Oysa ki herkes Haydar.

Soruyorum, ölüme birkaç dakika kalan bir insan ne kadar mutlu olabilir?

Onu hangi güç mutlu edebilir?

Oysa ki biraz para, biraz şöhret yeterdi mutlu olman için.

Bir düşün daha adaletinden bahsetmedim bu işin.

Soğuk ve yağmurlu bir günde otobüse binmeye çalışan insanları izle sadece.

Birbirlerini nasılda ezmeye çalışıyorlar.

Çünkü korkuyor.

Geç kalmaktan, ıslanmaktan, beklemekten.

İnsan sadece kendinden korkar.

Hayvansal içgüdülerle birbirimizi hiç düşünmeden öldüreceğiz sonra da çiğ etlerimizi yiyeceğiz.

Çok korkunç olurdu dimi? 

Bu insanların yemek bulamadıklarını düşün.

Öznel jargonları vardı hepsinin hayatlarına özenle ördüğü.

Oysa ki ördükleri örümcek ağından farksızdı.

Renksiz ve tekdüze.

Sadece kendilerine özel bir güzellikte. 

Ayrıca örümcek ağı pek zayıftır, bir üflemeye yıkılır.

Merak etme kibiri yediği çiğ etlere bile cevap bulacak.

Çünkü insan kendince her zaman haklıdır.

Hani sen diyorsun ya mutlu değilim diye. 

Hani sıkıntılı durumlara düşünce ümitsizliğe kapılmaktan başka bir şey yapmıyorsun.

Zorluktan sonra gelen bir kolaylık görünce hemen daha fazlasını istiyorsun.

Dön şimdi içine düşün.

Okudukların sensin, benim.

Bizim suretimiz. 

Sen çocuksun.

Hiç büyümemişsin.

Sadece ağlaman değişmiş.

Her şeye ağlıyorsun ve şikayet ediyorsun.

Elindekiler yetmiyor sana, yetmeyecek.

Çünkü kibirlisin.

Maskenin ardında pis kokan bir suratın var. 

Biliyorsun.

Hem de adından daha iyi. 

10 ağustos 1995 yılında İstanbul Kadıköy'de doğdum. 23 Nisan İlkokulu'nda okudum. İlk tiyatro oyunumu Ortaokulda oynadım. Sanatla bu dönemde tanışmış oldum. Liseyi Ümraniye Endüstri Meslek Lisesinde okudum. Lisede Vesanat tiyatro ekibinde tiyatroya başladım. Lise bitince bir sene üniversiteye hazırlandım, bu bir senelik arada deneme ve küçük hikayeler yazmaya başladım. Üniversite'de ise ilgim tamamen müziğe kaydı ve yıllardır Eskişehir barlar sokağında müzisyenlik yaptım.

Translate »