Gece Edebiyat

Ece Özer – Ferdi Amcanın Güncesi

Yaklaşık 60 sene kadar önce, keskin bir alarm sesiyle birlikte irkilerek kalkılan sabahlar, yerini yine aynı saatte kendiliğinden kalkılan günlere bırakmıştı. Ferdi amca o sabah da dinç bir şekilde uyanmış ve buzdolabındaki tarhanayı ısıtmak için mutfağa doğru yönelmişti.

“Günaydın sarı papatyam, günaydın boncuk gözlüm”

Hayat arkadaşını 5 yıl önce kaybeden Ferdi amcanın hiç aksamayan rutinleri vardı: Sabah 06.15’te kalkmak, çiçeklerini selamlamak, tarhana yemek ve ardından ormanda yürüyüş.

O gün de rutin bozulmamış, yürüyüş için evden çıkılmıştı. Mahalle aralarında tanıdıklarını görüp selamlaşmayı pek severdi Ferdi amca. Ayaküstü edilen sohbetler, planlanıp edilenlerden daha tatlı gelirdi.

-Ooo günaydın Kadir, hayırdır ne bu telaş?

-Günaydın Ferdi amca. Hayır hayır. Bizim hanım doğum yaptı birkaç saat önce. Kıyafet neyin gerekti de onları götürüyordum şimdi.

Çok severdi Ferdi amca çocukları. Dünyaya gelen günahsız canlılar, derdi onlardan yana. Günahı ne zaman ve nasıl öğrendiklerini hep sorgulardı Ferdi amca. Ona kalsa hepimiz çocuk masumiyetinde kalmalı, bir nevi de pollyannacılık oynamalıydık, tıpkı kendisi gibi. 

Eve döndüğünde, o sabah doğan Mert bebek için çok sevdiği köstekli saatini paketlemişti. İçine de büyüdüğünde açıp okusun diye kapalı bir not bırakmıştı. Bunu sık sık yapardı Ferdi amca. Kimileri onun çok saf olduğunu düşünürdü, kimileri de yardımsever. Bu durumu bir başkasına şöyle tanımlardı:

“Dünya malı bu kızım, yoktur bende değeri

Bilmez misiniz en güzeli, mutlu edebilmemdir sizi”

Şair gibi konuşuyorsun be Ferdi amca, derdik ona. ‘Yok yahu’ derdi, ‘şairlik bende ne gezer…’

Bazen düşünürdük, çocukları olabilseydi eğer, çok şanslı olurlardı. Böyleymiş ama kaderleri. Koca evde bir rahmetli Nurşen teyze bir de Ferdi amca yaşadı yıllardır. Buna rağmen mahallede onların yemeğini yemeyen, suyundan içmeyen bir aile dahi tanımaz kimse. 

  Bazı insanlar, karşıdan göründüğü anda etrafa mutluluk ve huzur saçar bilirsiniz, işte bu insanların bir adı olsa Ferdi olurdu. Mert bebek doğalı bir hafta olmuş, ailesine köstekli saat çoktan hediye edilmişti. Ne gerek vardı’larla alınan köstekli saatin, Ferdi amcadan kalan son hatıra olacağını bilmiyorlardı. Ertesi gün:

06.15 Ferdi amca uyanmadı.

08.30 Kapısı çalındı, açan olmadı.

09.47 Kapısı çalındı, açan olmadı.

10.16 Çilingir kapıyı açtı.

10.18 Ferdi amcaların evinden şiddetli bir çığlık sesi duyuldu.

10.40 Mahalleli eve doldu.

11.00 Ferdi amca morga götürüldü.

  Yapılan incelemelere göre, kalp krizi uykuda yakalamış Ferdi amcayı. Acı çekmeden ölmesi, mahallelinin tek tesellisiydi ve cenazesi öyle kalabalıktı ki ardında çoluğu çocuğu olmamasına şaşardınız. Herkesin dilinde aşağı yukarı aynı kelimeler vardı:

-Çok iyi adamdı, onu görünce günüm iyi geçerdi…

-Bana yıllar önce bir dolma kalem hediye etmişti yazmayı seviyorum diye. Söyleyemedim beni o kalemin hırslandırdığını. O kalemden ilham aldığımı.

-Bana da geçen yaz…

-Hiç unutmam bize de…

  Evindeki eşyaları toplamak için gelenler bir kutu defter buldular, birkaç gün sonra. Ferdi amca son 20 yıldır her gün, günlük tutmuş. Eşini, çiçeklerini, mahalleliyi anlatmış. Kimi sayfalarda ağdalı bir dille yazılı şiirler, kimilerinde ise eski fotoğraflar vardı. Bu duruma kayıtsız kalmak istemeyen mahalleli, onun hatırasını yaşatmak adına bir kısmını kitap olarak bastırdı.

  Herkesin kalbinde sıcacık bir yeri olan Ferdi amca, dünyanın tüm kişisel gelişim kitaplarını toplasalar yanında değersiz kalacak olan ‘Ferdi Amcanın Güncesi’ adlı kitabını görseydi çok mutlu olurdu. Kendine dahi söylemekten çekindiği bir isteğiydi yazarlık. Bilmeliydi ki o artık mahallesinin değil, tüm insanlığın Ferdi amcasıydı. Ona da ancak bu yakışırdı.

  Yaşadıkları acı kaybı üzerinden kolay kolay atamayan mahalleli, uzun bir süre kitabın yalnızca ilk sayfasını okumuş ve gözyaşlarına engel olamamıştı:

“Dünya malı bu, yoktur bende değeri

Bilmez misiniz en güzeli, mutlu edebilmemdir sizi”

Ece ÖZER, 17.05.1998 tarihinde Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde doğdu. İlköğrenimini Süloğlu Cumhuriyet İlköğretim Okulunda bitirdikten sonra daha iyi bir öğrenim görebilmek adına ailesi ile Edirne’ye taşındı. Ortaokul dönemlerinde çeşitli öyküler ve şiirler yazdı. Onu yazmaya teşvik eden olay, 12 yaşında katıldığı şiir yarışmasında derece elde etmesiydi. Lise dönemi süresince de yazmaya devam etmesinin yanı sıra sinema sektörüne ilgi duymaya başladı ve 2014 yılında Akademi Edirne 2 adlı projenin Sinema Atölyesi’ne katılmaya hak kazandı. 7 ay boyunca çeşitli sanatçılardan eğitim aldı. Sene sonunda arkadaşlarının da katkısıyla çektiği kısa film ile 7. Gençliğin Gözünden Türkiye Liselerarası Kısa Film yarışmasına katıldı ve derece elde etti. 2016 yılında, liseden mezun oldu ve o yaz evde tek başına üniversite sınavına hazırlanmaya başladı. Bu esnada ona en büyük destek İnstagram üzerinden açtığı hayalleregidenyolum adlı çalışma bloğu oldu. 2017 yılında Anadolu Üniversitesinde İletişim Tasarımı ve Yönetimi bölümünü kazandı. Bu süreçte yaşadığı tecrübeleri daha detaylı anlatıp büyük kitlelere ulaştırabilmek adına Wordpress üzerinde aynı isimle bir blog açtı. Halen çeşitli konular hakkında yazmaya ve kendini geliştirmeye devam ediyor.

Translate »