Gece Edebiyat

Döküntü Evin Penceresinden

Memleketimin sokaklarında dolaşıyorum. Ne kadar değiştirmiş yıllar buraları. Beni büyüten bu mahalleyi işim nedeniyle terk etmek zorunda kalmıştım. Üstünden yıllar geçti. Gençliğimin baharında delikanlı yıllarımdı… Bu sokaklar tüm haylazlıklarımı bilir. Bizim çeteyle bu sokakta deli gibi top peşinden yarıştığımızı bilirim; alnımızda pıtır pıtır ter damlaları dökülür, yanaklarımız kızarır, nefes nefese kalsak bile galip olmak için hırsla oynamaya devam ederdik. Kimi zaman düşer dizlerimiz hoyra gibi açılırdı. Yanımızda getirdiğimiz pet şişelerdeki suyu avcumuza döker dizlerimizin kanayan yerlerini ferahlatırdık.

       Çok koştuktan sonra da bir şişe suyu kafamıza dikerdik. İçimiz ferahlar, o serinliği hissetmek gibisi var mı? O kadar oyundan sonra annelerimizin köy ekmeğine salça sürüp bize getirmesi ve kapının eşiğinde tosbağalar gibi sırayla dizilmiş otururken leziz ev salçasının kokusu…

Ah ne kadar özlediysem küçüklüğümü…

     Hatta komşu annemin, her gün çiçeklerinin dalını kıran topumuzu alıp “Artık keseceğim topunuzu haytalar!” demesine karşı “Ne olur kesme bir daha söz, atmayacağız Nezehat teyze!!!” diye çığlıklarımız… Ama o da hiçbir zaman bize kıyamazdı.

Bizim çeteyle harçlığımızı ortaya koyup bir poşet abur cuburu doldurup mahalleye dönerken kahvedeki amcaların “O ne oğlum bakkalı soymuşsunuz!” deyişleri hala dün gibi aklımda.

Hele o poşetten çıkan uzun cikletler, bonibon şekerler, bir koca paket çekirdek, ya o ağızda patlayan şekerleri özledim ki…

 Az ileride duvarları dökülmüş bir ev ve iki penceresini görüyorum. Bu evi çok iyi hatırlıyorum. Bize en çok şahit olan şeydi bu döküntü ev. Ön tarafındaki iki penceresi bir gözü anımsatır. Ne çekti bizden be abi!

Ne anılarımız var o evle, bizden başka kimsenin bilmediği. Kimi zaman top attık duvarlarına kimi zaman yumruk. Ne yağmur dinledik onun önünde oynarken ne çamur… Tüm hepsini unutsam bile o döküntü evi unutamam. O evdir bizi biz yapan, bizi anlatan.

Döküntü evin penceresinden canlanan hatıralarım:

Ah! eski toprak,

Camlarının içi karanlık görünse de, bizim için mahallenin yaşlı dedesi olarak kalmıştır hatıralarımızda…    

Şimdi bakınca sokaklara bir bir canlanıyor gözümde hatıralar. Beni büyüten yaşlı dökük ev, koca çınar, eski toprak, hatıralarımı canlandıran çocukluk dostlarım, mahalledeki büyüklerim… Küçüklerimin gözlerinden, büyüklerimin ellerinden öperim.  

9 Nisan 2000 ’de Bursa’ da doğdum ve yaşamımı Orhangazi’nin Çakırlı köyünde geçirdim. İlk ve orta okulu Çakırlı Köy okulunda okudum. Liseyi ise ilçedeki Orhangazi Eyüp Topçu Anadolu Lisesinde okudum. Dokuz yaşımdayken hayatıma yazıyı günlük yazmaya başlayarak aldım. Lisedeyken kompozisyon yarışmasında derece elde ettim. Güzel sözler ve edebiyat defterleri yaptım. Bu olaylar yazı yazmaya merakımı ve yeteneğimi keşfetmemi sağladı. Çünkü yazının her zaman anıları yaşatacağına inanıyordum… Bunun yanında sanatın her dalına ilgi duyuyor ve kendimi bildim bileli resim çiziyorum. Yazı yazmak, fotoğraf çekmek ve dijital tasarım ile birlikte harmanlanan yeteneklerim benim şimdi Eskişehir’ de olmamı sağladı. Şimdilerde ise Anadolu Üniversitesi İletişim Tasarımı ve Yönetimi Bölümünü okuyorum.

Translate »