• Gece Edebiyat

    Unutma

    Aslında hiçbir şeyin faydası yok.Memleket dediklerini etraflıca kuşatmış kolluklar, kırık pencerelerde yoksulun feryadını susturmak zor.Soğuktan kızarmış ellerimi hissetmediğim bir sabahta sigaramı yakmaya çalışıyorum.Baharını kaybetmiş bir iklimdeyim. Evvela ne desem içime, biçare geri dönüyor kalbime.Birkaç senemizi piç etmiş olmanın tutuksuz yargılaması devam ederken mujgânımda, kulağıma çınlayan bu sözlerle duruldum bir anda;”Böyle yürüyeceğiz artık, buruk gülecek ağzımız. Yarım kalacak bir şeyler. Bırak öyle kalsın “Sonra gökyüzüne baktım, anlamlandırdığım her şeyi özlemeyi bıraktım. Hüzünlenmek yok, kaybetmedik ve kazandıklarımız çok. Zira; “Hatalar harikadır, denediğini gösterir.” demiştin.Adalet dedikleri, gökyüzünde solgun bir yıldızın karanlıkta kayboluşu gibi. Yani bu simsiyah bataklıkta çaresiz bir fer. Büyük, eşsiz ve derin mi derin. Pekte önemli değil söylediklerin. Biraz rüşvet yeterli…

  • Gece Edebiyat

    12.12

    Ayrı baş çekmekmiş, fezlekeye yazdıkları düşlerim. Lügatlarındaki argosu serserilikmiş. Kanunlarına göre esaretlik fikirlermiş. 12 Aralık gecesi, Nefes aldığımı bile hissetmediğim bir yerdeyim. Özgürlüğün berisinde oturmuş, çaresizliğimle dertleşiyorum. Evsizim. Penceresizim. Yorgun ve sessizim. Bu dolunayda biraz da sensizim. Bu gece yıldızlar olacak mürekkebi kalemimin. Dört duvar olacak çizgisiz defterim. Kafamdaki adamların tartışmaları bitmiyor, sesleri düşüncelerimin içine içine işlerken kalkıyorum ayağa tüm dengesizliğimle. Bağırıyorum ciğerimdeki son nefesi tüketirmişcesine. Uyandır beni bu kabustan diyorum kendime. Uyandır! Zira ayaklar yere basınca her şey daha da zorlaşıyor. Akabinde seni sevmenin saadeti kaplıyor içimi. “Elinde başka ne kaldı ki?” Kalmadı sahi. Hayat ne garip değil mi? Dün güzelliği damağında kalmış bir gecenin sevinciyle güne merhaba derken,…

  • Gece Edebiyat

    Bugün Sonsuzluk Üzerinde

    Ritmik hareketlerin baş kaldırıyor endamına. Yere çaldığın ellerin, çatlamış toprağın gediklerini dolduruyor. Bulutlar çekip gitmişler gökyüzünden endazene yenik düşmüş zeytin ağaçları. Birazdan sofram dolup taşacak. Ege kıyılarından gülümseyeceksin bana biliyorum. Bense esintine aldanacağım bütün telaşlı zarafetimle. Davula tokmağı her vuruşumda gizlice ele verecek hayranlığımı fikirlerim. Asafına yenik düşmüş vücudun ne güzel salınıyor karşımda. Eğilmez bedenin çamura bulanıyor. Suçlu bakışlarında kaç hürriyet saklı? Ben alaca kuş olup uçtuğumdan beri sürgünüm. Şimdi çamura bana hatırlatır tutsaklığımı. Ihlamur ağaçlarına bağladığım çaputlar sana yuh ederler. Kaldır başını dik tut bak yüzüme! Bu gece, ay, yıldızlar bile benden yana sağanak yağmur ol yağ üstüme!

  • Gece Edebiyat

    Mayıs 1975

      Bulunduğum mahalledeki herkesle bir gün önceden anlaşmış gibiydik. Postanedeki bu kalabalığın başka bir açıklaması olamazdı. Geleneksel “Buyrun siz oturun” seremonisi, son yaşlı teyzenin de bekleme koltuğuna oturması ile son buldu.   Ekrandaki sayı değişti, görevli kadın seslendi: 3078… “Bisssmillah” diyerek kalktı seksenli yaşlarında olduğunu düşündüğüm kır saçlı bir amca. Onun yerine oturuverdim ben de. Yanımda ise nur yüzlü, tonton mu tonton bir teyze vardı. Elindeki telefondan, Facebook paylaşımlarını inceliyordu. İlgilenmediği bir şey çıkarsa ekran hoop yukarı. Fazla dalmış olmalıyım ki teyzenin sesiyle irkildim. -Bizim zamanımızda yoktu yavrum bunlardan. Bak şimdi her şey elimizin altında kolaycacık. Sen kaç yaşındasın, öğrenci misin? -Evet teyze, burada üniversite okuyorum. -Ah, ne güzel. Bölümün ne? -Hemşirelik…

  • Gece Edebiyat

    Saat İzi

           Sene 1980’ler:       Çocukken babam hep kolumu ısırırdı. Ben bu hareketine anlam veremezdim ve bu babalar neden severken acıtır ki diye düşünürdüm. Her kolumu ısırdığında diş izlerini sayardım. Bazen de acırdı, ağlardım…        Bir gün babam yine beni severken koluma bir saat izi bırakıverdi. Bu sefer farklı bir bakış açısı ile baktım. Her ısırışında yeni bir saat hayal ediyordum; rengarenk, büyük, havalı veya klasik ama şu içinde rakam olmayan saatlerden! Evet evet… nokta olur ya o yaşlarda anlayamazsınız! İşte ondan. Bunu bir oyuna dönüştürdüm kendimce. Her saat izinde hayalimde yeni bir saat tasarlıyordum. Hatta artık babamdan koluma saaat şekli çıkarmasını ben ister olmuştum. Babam işten gelince boynuna atlayıp:  Ben: Hadiii baba! Bugünkü…

  • Gece Edebiyat

    İki Nehir

    Haziranın ten yakmadığı bir coğrafyada karşılıklı akan iki nehir varmış. İkisi de birbirine ters yönde akar, selam sabah almazlarmış. Birisi ak suyuyla meşhur iken diğeri kara yosunlarla nam salmış.  Günlerden bir gün saçları hafif kıvır boyu bir deniz aşırı ve yükü okyanus kadar ana kucağı olmuş adam yolundan rast gelmiş kara yosunlu nehire. Kader bağının tığ ile örüldüğünü söylerler yaşlılar meğerse ne kadar haklılarmış. Adam nehire dalmış bütün yaşam döngüsüyle. Susuz kalasıya kadar bakmış, bakmış.  Güneşin ağarmasıyla titremiş oturduğu yerden, bir ses duymuş nehrin içinden. Öylece bırakmış kendisini dibini göremediği suya. Su herkese davrandığından daha kibar davranmış, toprağına yatırmış ve saçlarını okşamaya başlamış. Son nefesin arefesinde bir yakışmış yakasından ve…

  • Gece Edebiyat

    Siyah Kağıt Beyaz Kalem

     Ben senin yazdıklarında ki adam değilim demişti. Sonbahar kışa hareler bindirmişti pencerelerde. Sonra çekildi sular akan çaylardan. Rengi kırmızıya çalan hazan yaprakları bir bir intihar etti  tutundukları yerlerden.  Ben senin yazdıklarında ki adam değilim. Hiç olmadın da zaten.  Mürekkebi bitmiş kalemdin sen. Süt dişleri dökülmüş çocukluk anılarım… Seyahat edemediğim onlarca ülke, adını dahi bilmediğim kıtalar, rüyalarda arşınladığım dev okyanuslar… Yorgun gecelerde son sayfasını göremeden uyuyakaldığım ilk basım imzalı kitabım. Işığı yanan evlerden birinde duvarda asılı siyah kâğıtsın, üzerine beyaz kalemle yazılmış şiir ise ben.  Ama sen benim yazdıklarımda ki adam değildin. Hiç olmadın da zaten.

  • Gece Edebiyat

    Sıradaki

    -Sıradaki!  Sesinden yetmişlik bir Muzaffer Amca izlenimi edindiğim adam, beni odasına davet etti. Elimde dosyam, çekingenlikle araladım kapısını. -Merhaba efendim. İyi günler, ben… -Yazar olmak istiyorsun ve bir gün değerinin anlaşılacağına inanıyorsun. -Yani şey…   Kelimeleri ağzımda gevelerken masanın üzerine baktığımda isminin Seyfi olduğunu öğrendiğim adam bacak bacak üstüne atmış vaziyette piposunu içiyordu. O an pek de tekin olmayan bir yerde olduğumu anladım. -Eee delikanlı, anlat bakalım. Ne üzerine yazıyorsun? -Efendim ben polisiy… -Seyfi amca. Bana Seyfi amca diyebilirsin.   Burası kesinlikle tekin bir yer değildi. -Efendim ben, yani Seyfi amca, polisiye ve macera türünde yazıyorum. Elimdeki dosya üç yıl önce başlayıp henüz bitirdiğim bir romana ait. Arkadaşım dedi ki,…

  • Gece Edebiyat

    Akşamüstü Çocukları

     Kapkara gözleri titreyen mumun ışığında harelere ayrıldı. Mumdan daha çok yanan göz bebekleri sık çevrilmiş kirpiklerinden bakarken yüzüme, o an ne yapmam gerektiğini anlayamamıştım. Ürkek bir ceylan gibi titrerken tüm bedeni, bir kemanın yaylarında aradım onu. Hüzünlü bir notaya benzettim önce bakışlarını. Daha önce hiç keşfedilmemiş melodi gibi yankılandı içimde. Bestelenmesi zor bir şarkı gibi imkansız şeyler vardı gözlerinde. Sanki bir nehir akıyordu; şırıltısı kendini kesen, dur durak bilmeyen. Kıyılarına vurmaya korkan çocuklar gibi yaklaşmaya korktuğum halde neydi beni böyle çeken?    Gözlerimi kapattığımda onunla yitik uzay boşluklarından bir düş düştü peşime. Kapkara gözleri düşümde sevdi beni. Düşümde istedi ruhu bedenimi. Düşler ülkesinde kovalamaca oynamaktı bizimkisi. Kim kimi sobeleyecekti? Cevabı yoktu…

Translate »