• Gece Edebiyat

    İki Küçük Cinayet

    Sen, o gece dörtte hastane koridorlarında acıdan kıvranırken büyüdün! Ucuz bir radyo tiyatrosunun kırılma anı gibi Sormaya fırsat kalmadan gerçekleşiverdi her şey. Bir gecede iki küçük cinayet… Katil hep ezilmiş, hor görülmüş o çocuk.  İpuçları ellerimizden saçılıverdi yerküreye  Zaten kimsenin vicdanı kendiliğinden ölmüyor Biz yine dumanı üstünde yaralar beğeniyoruz birbirimize. Bak! Bak  buradan daha güzel seçebiliyorum alını, karasını. Sancılar çiçekli bir elbise gibi yakışıyor üstüne. “Yaşamak, seni sevmek gibi ciddi bir iştir.” diyorum  ve seviyorum seni bilinen bütün dinlerin laubaliliği ile. Bir gece yarısı rüzgar tanrıçasının da eşlik ettiği sayısız vesaitle aştım sahrayı.  Haçlı seferlerinin birinde esir düştüm avuçlarına çırılçıplak.  Rüzgar tanrıçasını bilirsin, Saçlarının arasında parmakları gezer çatık kaşlı çıktığın her sabah yürüyüşünde.…

  • Gece Edebiyat

    Babaannemin Mektupları

    Meğer babaannem ile dedemin filmlere konu olacak bir hikâyesi varmış… “1952, Şubat/ Manisa Bu mektubu sana yıllar öncesinden yazıyorum. Şayet evlenirsek ki ömrümü senin o güzel gözlerine sığdırmaktır dileğim, bu mektubu eline vereceğim. Olur da önümüze engeller çıkarsa ve bir başkası ile yazıldıysa kaderim, hiç düşünmem bir kibrit yakarım arka bahçeye, tutuştururum bu yazdıklarımı. Böylece ne sen bilirsin tüm bunları ne de aynı yastığa baş koyacağım bir başka adam.  Bugün ayın yirmi dokuzu. Şubat’ın yirmi dokuz çektiği o nadir senelerden. Seni bugün gördüm ilk kez. Ne adını biliyordum ne sanını. Bildiğim tek şey, bu birkaç dakikalık anla birlikte kalbimin çok başka attığı…” -Sevgiii, gül suyu döktün mü yan odadakilere? -Geliyorum anne. Okuduğum…

  • Gece Edebiyat

    Anlatabildik Mi Hikayeyi?

    Duruşma salonunda bir esrarkeş yutkunur. Soğuk terler şakaklarından aşağı çenesine doğru yol alırken; kimisi soğuktan donuyor yüzünde yeni hatlar oluşturuyor, kimisi de çenesinde bir çatının mazgallarından düşen yağmur damlaları gibi sallanıyor. Duruşma salonunda bir esrarkeş yutkunur. Dupduru bir rezaletti yaşananlar. Korkma zihninde tavan yapsa da korkular Korkma karnına saplı bıçak elbet birgün çıkar. Dört kardeş, Dört düşman, Dört sigara, Dört şarap, Dört hayat, Dört mezar. Bir ihanet maddesi ihlal etmek eski dostumun gençliğini alır azar azar. Korkma unutmuşlar arasında, Kardeşin yemin etti seni kehanete yazar. Sakın korkma! Ben hesapladım az bir zaman Olması için mucizeler fırlayacak kara dumanlar arasındaki dolunaydan. Korkma. Hayat bunu da unutturur Unutunca tekrar hapı yutturur. Duruşma salonunda bir…

  • Gece Edebiyat

    Ruhun Gemisi

    Ağza alınmayacak kelimeler tüketiyorum kendim hakkımda Bütün çilelerden ve satırlardan geçtim. Kirpiklerim yoruldu yaşlarımı taşımaktan Yoruldu gençliğimi verdiğim seven yerlerim Ki yitirdim sanırdım o yerleri Heybeme yalnızlık yükleyip geldiğim şehirde Tekrar yalnızlıkta yaşlanmaya yüz tuttuğumda Bir türkü çalacak Aramıza girmiş dağlar denizler Gelemem diyorum Öf öf Sen gel diyorsun Bir türkü çalacak Ama kimse benim gibi duymayacak Çünkü bilmez kimse bir çift denize ulaşmak için Mahur bir gençliğin dağlarda nasıl heba edildiğini. Bin demirin bir kelimede eridiğini gördüm Bir halkın bir kişi karşısında eğildiğini Bir ömrün bir taşralı tarafından lekelendiğini Günlerce tek yatmanın hüznüyle boğuldum. Ellerim kirlendi, yüzüm yadsıdı beyazlıkları Kara topraktan mor menekşeler nasıl biter? Güneşin ardından ay nasıl…

  • Gece Edebiyat

    Şişedeki Çocuk

    Okyanusun taaa en derin noktasından bir cam şişenin içinden yazıyorum size…       Cıvıl cıvıl bir yaz günü en yakın dostum Teddy ile yine dalga bizi nereye sürüklerse oraya gidiyoruz.  Şişenin içinde sürüklenirken okyanusu izliyorum.  Önümüze ilk çıkan koca ağızlı balık çok suratsız görünüyor. Neden öyle baktığını düşünüyorum ama bulamıyorum. Arkasından da o suratsız balığın birçok ekseri geçiyor.  Etrafta çok çeşitli balıklar ve çıkardıkları minik kabarcıklar, yeşil yosunlar, süngerimsi bitkiler var. Su her zamankinden daha da güzel ışıldıyor bugün. Su altında keyifle ve merakla ilerlerken karşımıza neyin çıkacağından habersiziz…    Gözleri görmeyen vatozlar bir o yana bir bu yana giderkendelikanlı gibi hiç durmadan ilerleyen denizanaları sonsuz bir yolculukta. Sualtının kralı edasıyla aniden geçen köpekbalığı bizi korkutuyor. İleride nazlı nazlı süzülen ahtapot bizi…

  • Gece Edebiyat

    Haydar

    Şimdi bu bir suç mudur? Kurtuluş mudur? İdam sofrasında karnı doymuş cellat yazdı kanlı elleriyle vasiyetini. Hayat bir film değil. Eğer kötü olan sizden güçlüyse o kazanır. Bırak bir yerlere koşturmayı, oku. Öldürdüğün hayatların seslerini, yüzlerini kabuslarında görmeye devam edeceksin. Neydi bile bile öldürdüklerin? İnsanın sonu gelse bile yine de gülmekten kendini alamayacak. Öyleyse iyi dinle Midas kulaklı. Dünyanın tüm hazineleri insanoğluna ait olsa bencilliğinden şüphesiz yine kaos çıkaracak. Yok edip dursan da yaşayan yerlerini, Teker teker harcasan da gençliğini, Böyle bir kahroluş ile yitip gitse de hayatın, emeğini satmaya devam edeceksin. Emekliliğini göremeyeceğin kesinleşmiş ciğerlerinde. Satacaksın çünkü satmak zorundasın yaşamak için. Satacaksın çünkü herkes bir noktadan sonra fahişedir farklı sektörlerde. Dünyada ateşe girmekte var. İyisi kendin girip atlamak içine.…

  • Gece Edebiyat

    Yüz Kırıkları

    Yutkunuyorum ancak yutamıyorum.Boğazımdan akan nehirler taçlandırıyor senin meşruiyetini. Yüzünden yağmurlar çiliyor, güneşler doğuyor yüzünden!Açan gök kuşakları hep senin yüzün, hepsi senin yüzünden!Biliyorum fakat unutamıyorum. Kar yağdığında peşinden, buz kesiyor omuzlarındaki yükler.İşte bütün bu yükler yüzünden kesilmiyor ayakların yerinden.Doğaya işlenmiş bir suç teşkil ediyor sırf bu nedenden bile varoluşu garipsemen. Omuzların ve gözlerinin kesişimindeki çizgilerden döngüler doğuruyorsun dünyama.Dünyam şimdi üç gün fazla dönecek senin yüzünde, senin yüzünden! Sana güvende hissettirmeyen bütün karanlık sokaklardan sıyrılıp dokunuyorum dudaklarından yukarı. Yağmurlar gökyüzüne yağıyor sırf yüzün, yere düşmemek için yüzünden!Saklanıyorum ancak saklayamıyorum içimde yaşlandırdığın aşkı.Ölü kadar soğuk harfler can buluyor ya sesinden ve ben sesteşi olmuş buluyorum kendimi geçmiş bütün zamanların. Hem anlara sığmazsın ki…

  • Gece Edebiyat

    Yol Hikayesi

     Karanlık penceremden gözlerken sokak lambalarının gölgesi düşmüş alnıma. Duvara yansıyan ışık hüzmeleri her bir hücremle alay ediyor. Sigaramın dumanı bilinmezliklerimi kanıksıyor. Gezgin oldum yaşanmamış limanlara. Demir atmak gelmedi benim elimden. Ulak oldum dolaştım, masallar anlattım ana rahmine düşmemişlere. Karacasına aşık olduğum bir atın sırtında çürüttüm bütün zerafetimi. Bir gün beni üstünden atıp gideceğini bile bile mahmuzlarını sımsıkı tuttum. Yorulduğunda ay ışığında dinlendirdim.   Bir gün kızıllaşmaya başladı gökyüzüm. Güneş araladı ışığını. Sıcaklığı bedenimde hissetmeye başladım. Buz tutmuş ellerim çözüldü. Yerini unuttuğum kalbimin tik takları kulaklarımı sağır etti. Donuk bakışlarımda bir ümit ışığı parladı. Gidilmesi gereken başka yollar da vardı. Belki de her zaman masal anlatan olmak önemli değildi. Atımın sıkıca tuttuğum…

  • Gece Edebiyat

    Kozmik Düşünceler

    Geceyi kıskandırır karası Ve resmeder soğuğunu sabah altıya vuran gecelerin. Ama bir anlamı yoktu gözlerinin, İçimdeki kışı güldürmeseydi eğer. Obsidyen bir neşterse kirpiklerin, Al gözlerimi, senin… Bir anlamı yoktu kirpiklerinin, Maskarası dudaklarım olmasaydı eğer. Bitmek istemeyen sigara, Bir rujun cinayette kullanılması… Bir anlamı yoktu dudaklarının, Öpüşürken gülmeseydin eğer. Güzel şeylerdir sevgilim; gülüşünde sabahlaması, Doğu Afrika’ya yağmur yağması. Bir anlamı yoktu gülüşünün, Gölgesinde sigara yakmasaydım eğer yeni sabahlara… Söyle! Kepeği mi yıldızlar saçlarının? Kokusu özgür hissettirir mi bir çocuk mahkumu? Bir anlamı yoktu elbette kaküllerinin, Rüzgarı gözümü yaşartmasaydı eğer. İki ayrı cümleydik biz, Bağlacımız oldu efsunkar sesin… Bir anlamı yoktu sözlerinin, Kan tüten dilini kınından çıkarmasaydın eğer. Eklektik bir tavırla tuttun,…

  • Gece Edebiyat

    Ece Özer – Ferdi Amcanın Güncesi

    Yaklaşık 60 sene kadar önce, keskin bir alarm sesiyle birlikte irkilerek kalkılan sabahlar, yerini yine aynı saatte kendiliğinden kalkılan günlere bırakmıştı. Ferdi amca o sabah da dinç bir şekilde uyanmış ve buzdolabındaki tarhanayı ısıtmak için mutfağa doğru yönelmişti. “Günaydın sarı papatyam, günaydın boncuk gözlüm” Hayat arkadaşını 5 yıl önce kaybeden Ferdi amcanın hiç aksamayan rutinleri vardı: Sabah 06.15’te kalkmak, çiçeklerini selamlamak, tarhana yemek ve ardından ormanda yürüyüş. O gün de rutin bozulmamış, yürüyüş için evden çıkılmıştı. Mahalle aralarında tanıdıklarını görüp selamlaşmayı pek severdi Ferdi amca. Ayaküstü edilen sohbetler, planlanıp edilenlerden daha tatlı gelirdi. -Ooo günaydın Kadir, hayırdır ne bu telaş? -Günaydın Ferdi amca. Hayır hayır. Bizim hanım doğum yaptı birkaç…

Translate »