• Gece Edebiyat

    İki Küçük Cinayet

    Sen, o gece dörtte hastane koridorlarında acıdan kıvranırken büyüdün! Ucuz bir radyo tiyatrosunun kırılma anı gibi Sormaya fırsat kalmadan gerçekleşiverdi her şey. Bir gecede iki küçük cinayet… Katil hep ezilmiş, hor görülmüş o çocuk.  İpuçları ellerimizden saçılıverdi yerküreye  Zaten kimsenin vicdanı kendiliğinden ölmüyor Biz yine dumanı üstünde yaralar beğeniyoruz birbirimize. Bak! Bak  buradan daha güzel seçebiliyorum alını, karasını. Sancılar çiçekli bir elbise gibi yakışıyor üstüne. “Yaşamak, seni sevmek gibi ciddi bir iştir.” diyorum  ve seviyorum seni bilinen bütün dinlerin laubaliliği ile. Bir gece yarısı rüzgar tanrıçasının da eşlik ettiği sayısız vesaitle aştım sahrayı.  Haçlı seferlerinin birinde esir düştüm avuçlarına çırılçıplak.  Rüzgar tanrıçasını bilirsin, Saçlarının arasında parmakları gezer çatık kaşlı çıktığın her sabah yürüyüşünde.…

  • Gece Edebiyat

    Küflü Bozkır Öyküleri

    -Davut bir çay daha ver bana, anlaşılan daha gelmeyecek bizimki… Belki çok dakik sayılmazdı ama en azından haber ederdi. Nereden baksan yarım saat geçikmişti ve telefonu da kapalıydı herifin. Dün sabahtan yağan karla birlikte şehre bembeyaz kadife bir entari biçilmişti. Asfaltın ışıldayan ve kaygan yüzeyinden yansıyan ışıkların makyajı ile sokaklar yalancı bir sevgili gibi gözlerini üzerimize dikip şarkılar söylüyordu. Çatılarda bir çocuk boyu kar vardı. Kahvehanenin camları buğulanmış, önünden geçen bulanık silüetler arasından onu seçmeye çalışıyordum. Kapının yanındaki büyük camda, turuncuya çalan sarı rengiyle büyük puntolarla yazılmış  “papatya çay evi” yazısı, bu buğu yüzünden yalnızca içeriden okunuyordu. Soğuktan kaçan, daha doğrusu kış aylarında yapacak işi olmayan kalabalık güruhun çıkardığı homurtular…

Translate »