• Gece Edebiyat

    Yol Hikayesi

     Karanlık penceremden gözlerken sokak lambalarının gölgesi düşmüş alnıma. Duvara yansıyan ışık hüzmeleri her bir hücremle alay ediyor. Sigaramın dumanı bilinmezliklerimi kanıksıyor. Gezgin oldum yaşanmamış limanlara. Demir atmak gelmedi benim elimden. Ulak oldum dolaştım, masallar anlattım ana rahmine düşmemişlere. Karacasına aşık olduğum bir atın sırtında çürüttüm bütün zerafetimi. Bir gün beni üstünden atıp gideceğini bile bile mahmuzlarını sımsıkı tuttum. Yorulduğunda ay ışığında dinlendirdim.   Bir gün kızıllaşmaya başladı gökyüzüm. Güneş araladı ışığını. Sıcaklığı bedenimde hissetmeye başladım. Buz tutmuş ellerim çözüldü. Yerini unuttuğum kalbimin tik takları kulaklarımı sağır etti. Donuk bakışlarımda bir ümit ışığı parladı. Gidilmesi gereken başka yollar da vardı. Belki de her zaman masal anlatan olmak önemli değildi. Atımın sıkıca tuttuğum…

  • Gece Edebiyat

    Bugün Sonsuzluk Üzerinde

    Ritmik hareketlerin baş kaldırıyor endamına. Yere çaldığın ellerin, çatlamış toprağın gediklerini dolduruyor. Bulutlar çekip gitmişler gökyüzünden endazene yenik düşmüş zeytin ağaçları. Birazdan sofram dolup taşacak. Ege kıyılarından gülümseyeceksin bana biliyorum. Bense esintine aldanacağım bütün telaşlı zarafetimle. Davula tokmağı her vuruşumda gizlice ele verecek hayranlığımı fikirlerim. Asafına yenik düşmüş vücudun ne güzel salınıyor karşımda. Eğilmez bedenin çamura bulanıyor. Suçlu bakışlarında kaç hürriyet saklı? Ben alaca kuş olup uçtuğumdan beri sürgünüm. Şimdi çamura bana hatırlatır tutsaklığımı. Ihlamur ağaçlarına bağladığım çaputlar sana yuh ederler. Kaldır başını dik tut bak yüzüme! Bu gece, ay, yıldızlar bile benden yana sağanak yağmur ol yağ üstüme!

  • Gece Edebiyat

    Siyah Kağıt Beyaz Kalem

     Ben senin yazdıklarında ki adam değilim demişti. Sonbahar kışa hareler bindirmişti pencerelerde. Sonra çekildi sular akan çaylardan. Rengi kırmızıya çalan hazan yaprakları bir bir intihar etti  tutundukları yerlerden.  Ben senin yazdıklarında ki adam değilim. Hiç olmadın da zaten.  Mürekkebi bitmiş kalemdin sen. Süt dişleri dökülmüş çocukluk anılarım… Seyahat edemediğim onlarca ülke, adını dahi bilmediğim kıtalar, rüyalarda arşınladığım dev okyanuslar… Yorgun gecelerde son sayfasını göremeden uyuyakaldığım ilk basım imzalı kitabım. Işığı yanan evlerden birinde duvarda asılı siyah kâğıtsın, üzerine beyaz kalemle yazılmış şiir ise ben.  Ama sen benim yazdıklarımda ki adam değildin. Hiç olmadın da zaten.

  • Gece Edebiyat

    Akşamüstü Çocukları

     Kapkara gözleri titreyen mumun ışığında harelere ayrıldı. Mumdan daha çok yanan göz bebekleri sık çevrilmiş kirpiklerinden bakarken yüzüme, o an ne yapmam gerektiğini anlayamamıştım. Ürkek bir ceylan gibi titrerken tüm bedeni, bir kemanın yaylarında aradım onu. Hüzünlü bir notaya benzettim önce bakışlarını. Daha önce hiç keşfedilmemiş melodi gibi yankılandı içimde. Bestelenmesi zor bir şarkı gibi imkansız şeyler vardı gözlerinde. Sanki bir nehir akıyordu; şırıltısı kendini kesen, dur durak bilmeyen. Kıyılarına vurmaya korkan çocuklar gibi yaklaşmaya korktuğum halde neydi beni böyle çeken?    Gözlerimi kapattığımda onunla yitik uzay boşluklarından bir düş düştü peşime. Kapkara gözleri düşümde sevdi beni. Düşümde istedi ruhu bedenimi. Düşler ülkesinde kovalamaca oynamaktı bizimkisi. Kim kimi sobeleyecekti? Cevabı yoktu…

  • Gece Edebiyat

    Güneşler Sessiz Ölür

    ”Karda donmak üzeresin,  Uyumak tatlı geliyor ama sen öldüğünün farkında değilsin.”  Kapısı yüzüne kapanan o evden çıkarken bu satırlar zihninde yankılandı. Kendini sokağa attığında önce nereye gideceğini bilemedi. Şehrin en ücra köşelerine gitme isteği yayıldı içinde. Kaybolmak istedi. Yollarını bildiği sokakları bulamamak, gittiği yerde hiçbir anı kırıntısına rastlamamak istedi gözleri. Yürüdü; her yürüyüşünde onu suçladı, her adım atışında onu bir kez daha akladı. Yeri geldi Hiç söylenmemiş sözlerin saf tebessümleri  yüzünde canlandı. Bir müzik sesi çalındı kulağına uzaktan, usulca yalnız kalışlarıyla dans etti. Gün batmak üzereydi. Oturdu, turuncunun kızıla dönüşüne ağladı. Onunla batıramadığı güneşi ilk ve son kez onsuz batırdı.  O gün vazgeçti kadın. Birlikte gidilecek yerler ıssız, sahibine asla…

  • Akademi,  Gece Edebiyat

    Karabasan

    Hey sen! Sana diyorum evet sen! Ne o bakmıyor musun yüzüme, aldırmıyor musun laflarımı üstüne? Olsun ben yine de söylemek istiyorum, haykırmak istiyorum tüm gücümle!  Sen ve senin gibiler bütün insanlığın kanını emen bir yaratık gibisiniz. Kendi özgüvensiz ruhlarınızı diğerlerini ezmeye çalışarak yüceltme ayinleriniz nasıl gidiyor bakalım? Aciz bedenleriniz taşıyabiliyor mu bari başkasından aldığı sahte kimlikleri. Ben bu oyundan kibirsiz ayrıldım ancak henüz ölmemiştim. Öfkem sevgimi aştığında çaldığınız kapı cennet değil cehennem olur söylemiştim, dinlemediniz. Şimdi elimde tuttuğum sonsuzluk kalemiyle veriyorum cezanızı. İstediğim kalıba sokuyorum sizi sözcüklerle oynuyorum, bu bir tango. Ama insanlarla oynamak mı orda duruyorum işte.  Zayıf yanlarımı sevmeyi bilirim çünkü. Hayal etmekle gerçeğin farkını seçebilir gözlerim. Bencilliklerimi…

  • Gece Edebiyat

    Kapıları Çalan Benim

    Bir güneydoğu havası çalınırken yanık teninden kulaklar sağır gözler kör. Yeşil gözlerimden geçen her görüntü zamana yenik düşmüşken bir kız çocuğu beliriyor karşımda birden, üzerinde kırmızı entarisi başına bağladığı gül oyalı yemenisiyle. Ah Zarife eski arkadaşım. Buğulu gözlerin hala aynı inançla bakıyor mu belirsiz yarınlara? Ben ki nehirler boyunca kadınlar tanıdım senden sonra ama hepsine seni anlattım. O kutsal gül oyalı mendillerine hayallerini nasıl ilmek ilmek işlediğini. Her işlediğinde hepsinden bir kere daha vazgeçtiğini… Ah Zarife eski arkadaşım. Siyah bir gecede düş olup konsan ya başucuma. Tıpkı o ucu bucağı görünmez günlerde olduğu gibi, sen anlatsan ben dinlesem yine sizin oraları. Uzaklarda bir yerlerde duyar mısın senli çığlıklarımı? Ama bu…

Translate »