• Gece Edebiyat

    Döküntü Evin Penceresinden

    Memleketimin sokaklarında dolaşıyorum. Ne kadar değiştirmiş yıllar buraları. Beni büyüten bu mahalleyi işim nedeniyle terk etmek zorunda kalmıştım. Üstünden yıllar geçti. Gençliğimin baharında delikanlı yıllarımdı… Bu sokaklar tüm haylazlıklarımı bilir. Bizim çeteyle bu sokakta deli gibi top peşinden yarıştığımızı bilirim; alnımızda pıtır pıtır ter damlaları dökülür, yanaklarımız kızarır, nefes nefese kalsak bile galip olmak için hırsla oynamaya devam ederdik. Kimi zaman düşer dizlerimiz hoyra gibi açılırdı. Yanımızda getirdiğimiz pet şişelerdeki suyu avcumuza döker dizlerimizin kanayan yerlerini ferahlatırdık.        Çok koştuktan sonra da bir şişe suyu kafamıza dikerdik. İçimiz ferahlar, o serinliği hissetmek gibisi var mı? O kadar oyundan sonra annelerimizin köy ekmeğine salça sürüp bize getirmesi ve kapının eşiğinde tosbağalar…

  • Gece Edebiyat

    Şişedeki Çocuk

    Okyanusun taaa en derin noktasından bir cam şişenin içinden yazıyorum size…       Cıvıl cıvıl bir yaz günü en yakın dostum Teddy ile yine dalga bizi nereye sürüklerse oraya gidiyoruz.  Şişenin içinde sürüklenirken okyanusu izliyorum.  Önümüze ilk çıkan koca ağızlı balık çok suratsız görünüyor. Neden öyle baktığını düşünüyorum ama bulamıyorum. Arkasından da o suratsız balığın birçok ekseri geçiyor.  Etrafta çok çeşitli balıklar ve çıkardıkları minik kabarcıklar, yeşil yosunlar, süngerimsi bitkiler var. Su her zamankinden daha da güzel ışıldıyor bugün. Su altında keyifle ve merakla ilerlerken karşımıza neyin çıkacağından habersiziz…    Gözleri görmeyen vatozlar bir o yana bir bu yana giderkendelikanlı gibi hiç durmadan ilerleyen denizanaları sonsuz bir yolculukta. Sualtının kralı edasıyla aniden geçen köpekbalığı bizi korkutuyor. İleride nazlı nazlı süzülen ahtapot bizi…

  • Gece Edebiyat

    Saat İzi

           Sene 1980’ler:       Çocukken babam hep kolumu ısırırdı. Ben bu hareketine anlam veremezdim ve bu babalar neden severken acıtır ki diye düşünürdüm. Her kolumu ısırdığında diş izlerini sayardım. Bazen de acırdı, ağlardım…        Bir gün babam yine beni severken koluma bir saat izi bırakıverdi. Bu sefer farklı bir bakış açısı ile baktım. Her ısırışında yeni bir saat hayal ediyordum; rengarenk, büyük, havalı veya klasik ama şu içinde rakam olmayan saatlerden! Evet evet… nokta olur ya o yaşlarda anlayamazsınız! İşte ondan. Bunu bir oyuna dönüştürdüm kendimce. Her saat izinde hayalimde yeni bir saat tasarlıyordum. Hatta artık babamdan koluma saaat şekli çıkarmasını ben ister olmuştum. Babam işten gelince boynuna atlayıp:  Ben: Hadiii baba! Bugünkü…

Translate »