• Gece Edebiyat

    Kasım

    Yürek, omuz, dik duruş ve tavır, Selanik’ten Horasan’a uzayan bir bakış. Görüş desek az kalır, Işık desek boş laf. Peşi sıra bir millet ayaklanır, Zaman desek yok, saat çoktan durmuş. Yıkılan çok insan var, Görsen dost, sanırsın deprem olmuş. Ve Aleykümselam güzel yüz, Tependeki güneş, camındaki deniz dahi selam durmuş, bakıyor! Titre Ankara’nın toprağı, Cihandaki son Başbuğ altında yatıyor!  Ne çok söz var, Bağrım ateşten gömlek, Bir sevmek var yare bakar gibi, Bir sevmek ki yari vatan, Nasıl sevmek. Ölüm hak, haktan metanet, Cennet var sana yiğit, İki cihanda cennet! Ey gelecek, geçmiş, Kaderi yazan melek, Sen öyle bir düştün ki dünyama, Tersyüz oldu mücerret. Ey geçmiş,  Ey gelecek, Şimdinin…

  • Gece Edebiyat

    Nisan

    Yeniden doğacağız! Yeniden göreceğiz Nisan’ı. Bizim için çiçeklenecek dalında ağaçlar,  Kokusuna doğacağız toprağın. Kemiklerimizde bulacağız hayatı Kırdığınızdan çok iyileşeceğiz. Başka başka kimseler olacağız belki Yüzümüz, gülüşümüz değişecek Ancak aynı kalacak kokumuz. Yeniden bekleriz Nisan’ı Bize sarı saçlarıyla neşe saçmasını Mezarlıkların çiçek açmasını. Beklemeyi ve beklemenin yüceliğini anımsarız. Belki aynı kişileri değil Belki kendimiz bile olmazken Bütün fikirlerimiz başkayken mesela Yine de bulabilirsek birbirimizi Yaşamadık dememek için bir fırsat gibi sayarız. Polenler kapatır göz kapaklarımızı Tekil olan bütün şahıslardan uzakta Bir dünyada yaşarız belki de kim bilir Yeniden yaşarız Nisan’ı. Durakta bekleyen yolculardan selamlar alırız Uzaklaşırken hareketsiz kalırız. Evren yanıp yıkarken isimsiz bütün bebekleri Kül olur ve tekrar doğarız, kim bilir Bu sayede yeniden yaşatırız…

  • Gece Edebiyat

    Yüz Kırıkları

    Yutkunuyorum ancak yutamıyorum.Boğazımdan akan nehirler taçlandırıyor senin meşruiyetini. Yüzünden yağmurlar çiliyor, güneşler doğuyor yüzünden!Açan gök kuşakları hep senin yüzün, hepsi senin yüzünden!Biliyorum fakat unutamıyorum. Kar yağdığında peşinden, buz kesiyor omuzlarındaki yükler.İşte bütün bu yükler yüzünden kesilmiyor ayakların yerinden.Doğaya işlenmiş bir suç teşkil ediyor sırf bu nedenden bile varoluşu garipsemen. Omuzların ve gözlerinin kesişimindeki çizgilerden döngüler doğuruyorsun dünyama.Dünyam şimdi üç gün fazla dönecek senin yüzünde, senin yüzünden! Sana güvende hissettirmeyen bütün karanlık sokaklardan sıyrılıp dokunuyorum dudaklarından yukarı. Yağmurlar gökyüzüne yağıyor sırf yüzün, yere düşmemek için yüzünden!Saklanıyorum ancak saklayamıyorum içimde yaşlandırdığın aşkı.Ölü kadar soğuk harfler can buluyor ya sesinden ve ben sesteşi olmuş buluyorum kendimi geçmiş bütün zamanların. Hem anlara sığmazsın ki…

  • Gece Edebiyat

    İki Nehir

    Haziranın ten yakmadığı bir coğrafyada karşılıklı akan iki nehir varmış. İkisi de birbirine ters yönde akar, selam sabah almazlarmış. Birisi ak suyuyla meşhur iken diğeri kara yosunlarla nam salmış.  Günlerden bir gün saçları hafif kıvır boyu bir deniz aşırı ve yükü okyanus kadar ana kucağı olmuş adam yolundan rast gelmiş kara yosunlu nehire. Kader bağının tığ ile örüldüğünü söylerler yaşlılar meğerse ne kadar haklılarmış. Adam nehire dalmış bütün yaşam döngüsüyle. Susuz kalasıya kadar bakmış, bakmış.  Güneşin ağarmasıyla titremiş oturduğu yerden, bir ses duymuş nehrin içinden. Öylece bırakmış kendisini dibini göremediği suya. Su herkese davrandığından daha kibar davranmış, toprağına yatırmış ve saçlarını okşamaya başlamış. Son nefesin arefesinde bir yakışmış yakasından ve…

  • Gece Edebiyat

    Gel Seninle

    Gel seninle bir Cumhuriyet kuralım, Gözleri gökyüzünden mavi Örtüsü geceden kara Gücünü mübeccel ordusundan alsın Ayaklan da gelecekten hesap soralım  Bozkır yangınlarında Ankara olalım Al mazimizden siper, saçımızdan miğfer yapalım Gel seninle Anıtkabir’de Selam duralım! Aslan Bey, İslam Bey gibi umut dolu Şerife Bacı, Kara Fatma gibi baş koymalıyız. Varsın gelsin üstümüze tüm hattıyla düşmanlarımız. O ki bizim canımız, satıh uğruna akacak olsun kanımız. Yetişsin dostlar ata toprağından yanıma. Öyle bir onur ki toplasan yeter dünyaya. Bil ki dönüşmesinler birer anıya. Gel seninle Malazgirt Ovasında dimdik duralım.

  • Gece Edebiyat

    Gökyüzünde Uyandım

    Özgür bir şeytan dolaşıyor kanımda.‬ ‪Yüzün unut taşıyor kırlangıçların göçünde. ‬ ‪Göğsümün içindeki umut duymuyor seni, keşke senden vazgeçmek olabilse. Terazisi esen rüzgarla, çarpan yağmurlar kadar sert ve küstahça çalışıyor. ‬ Ait olabilmek için zorluyor bir yere. ‬ Tahta yoğunluğunda malumat bekleyen alaycıların, sigarası kadar gökyüzüne yem oldum ki bilmen gerekiyor muydu bunu, inan bilmiyorum. Son damlama kadar huzur doluydum, artık öfke biriktiriyorum. Yine de seni sevecek kadar kalbi yanımda taşıyorum.  Farkında olmadan dokunuyorum teninin şeytan kuyruklu uçurtmasına, öyle bir an yaşıyorum ki istemiyorum bir farkındalık daha.  En küçük hissinden bile yük doluyum, nefes almaktan muzdaribim makberinde.  Atıl vagonlarda besliyorum sana olan tutkumun yavrularını ve bir antik kentin geçmişinde canlandırıyorum…

  • Gece Edebiyat

    Kirli Bulutlardan Temiz Sular Düşüyor

    Yüzün, iki avuca dokunsa neşe getiren yegane gerçekliktir. Savunurum en dolu cümlelerimle, savrulurum en sessiz hüznüme.  Meyhanenin anason kokan havasının hatırası var geçmişimde. Yüzün diyorum, bir anda karşımda beliriveriyor, gerçek olsa birde, keşke… Denizin esrarengiz çalımlı dalgaları ve eşlik ediyor oturduğum tahta masada yaşanmış bir ton acı. Bir ağaç bu kadar acıyı taşıyamaz arkadaşım, bir insan nasıl taşısın. Boyutlar imkanlar dahilinde küçülüyor gözümün gördüğü açıklıktan, sanırım kafam biraz yerine gelmeye başladı. Dolduruyor karşımda oturan hayalet. Bir dakika, burada ben ve hayalet. Tam bir dakika baktım ona, bozmadım neşesini, ölmüş sonuçta, daha ne olsun. Çektim elimle bardağın belinden tutup, bir yudumdan sonrasını hissetmezsin ya. Öyle olmadı, her acıyı içtim sanki.Farkettim ki, unutmak erdemini yerine getiremeyecek kadar…

  • Gece Edebiyat

    Akşam Ezberi

    Fırtınaların en büyüğüne sesleniyorum, bir mucize olmalı. Bir göz için görmeyi bilmek nasıl önem arz ediyorsa, bir fırtına için de dönmeyi bilmek ve en ufak toz zerresinden tut kendisinden küçük her şeyi dağıtmayı. Destesinden ölüm eksik olmayan insan; her kartı hayat varmışcasına açmayı bıraktı mı?  Ben neden vazgeçeyim ki senden, senin estiğin yerden.  Henüz kurulmamış cümlelerden ve saçının kurdelasıyla bağladığım kaderden.  Yaşamadığım bir gelecekten Venessa, yaşamadığın bir geçmişten bahsediyoduk.  En çok hak ettiğinden hiç şüphem yok lakin karar merci ben değilim bu hususta. Bana bak, sen ki kalbimin uçsuzunda bir gök edasıyla salınıyorsun.  Salınmak ve saklanmak bir yana Venessa, sen kalbime gökyüzünün dünyaya yakıştığından daha çok yakışıyorsun.  Ben neden vazgeçemiyorum…

Translate »