• Gece Edebiyat

    Yüz Kırıkları

    Yutkunuyorum ancak yutamıyorum.Boğazımdan akan nehirler taçlandırıyor senin meşruiyetini. Yüzünden yağmurlar çiliyor, güneşler doğuyor yüzünden!Açan gök kuşakları hep senin yüzün, hepsi senin yüzünden!Biliyorum fakat unutamıyorum. Kar yağdığında peşinden, buz kesiyor omuzlarındaki yükler.İşte bütün bu yükler yüzünden kesilmiyor ayakların yerinden.Doğaya işlenmiş bir suç teşkil ediyor sırf bu nedenden bile varoluşu garipsemen. Omuzların ve gözlerinin kesişimindeki çizgilerden döngüler doğuruyorsun dünyama.Dünyam şimdi üç gün fazla dönecek senin yüzünde, senin yüzünden! Sana güvende hissettirmeyen bütün karanlık sokaklardan sıyrılıp dokunuyorum dudaklarından yukarı. Yağmurlar gökyüzüne yağıyor sırf yüzün, yere düşmemek için yüzünden!Saklanıyorum ancak saklayamıyorum içimde yaşlandırdığın aşkı.Ölü kadar soğuk harfler can buluyor ya sesinden ve ben sesteşi olmuş buluyorum kendimi geçmiş bütün zamanların. Hem anlara sığmazsın ki…

  • Gece Edebiyat

    Yol Hikayesi

     Karanlık penceremden gözlerken sokak lambalarının gölgesi düşmüş alnıma. Duvara yansıyan ışık hüzmeleri her bir hücremle alay ediyor. Sigaramın dumanı bilinmezliklerimi kanıksıyor. Gezgin oldum yaşanmamış limanlara. Demir atmak gelmedi benim elimden. Ulak oldum dolaştım, masallar anlattım ana rahmine düşmemişlere. Karacasına aşık olduğum bir atın sırtında çürüttüm bütün zerafetimi. Bir gün beni üstünden atıp gideceğini bile bile mahmuzlarını sımsıkı tuttum. Yorulduğunda ay ışığında dinlendirdim.   Bir gün kızıllaşmaya başladı gökyüzüm. Güneş araladı ışığını. Sıcaklığı bedenimde hissetmeye başladım. Buz tutmuş ellerim çözüldü. Yerini unuttuğum kalbimin tik takları kulaklarımı sağır etti. Donuk bakışlarımda bir ümit ışığı parladı. Gidilmesi gereken başka yollar da vardı. Belki de her zaman masal anlatan olmak önemli değildi. Atımın sıkıca tuttuğum…

  • Gece Edebiyat

    Kozmik Düşünceler

    Geceyi kıskandırır karası Ve resmeder soğuğunu sabah altıya vuran gecelerin. Ama bir anlamı yoktu gözlerinin, İçimdeki kışı güldürmeseydi eğer. Obsidyen bir neşterse kirpiklerin, Al gözlerimi, senin… Bir anlamı yoktu kirpiklerinin, Maskarası dudaklarım olmasaydı eğer. Bitmek istemeyen sigara, Bir rujun cinayette kullanılması… Bir anlamı yoktu dudaklarının, Öpüşürken gülmeseydin eğer. Güzel şeylerdir sevgilim; gülüşünde sabahlaması, Doğu Afrika’ya yağmur yağması. Bir anlamı yoktu gülüşünün, Gölgesinde sigara yakmasaydım eğer yeni sabahlara… Söyle! Kepeği mi yıldızlar saçlarının? Kokusu özgür hissettirir mi bir çocuk mahkumu? Bir anlamı yoktu elbette kaküllerinin, Rüzgarı gözümü yaşartmasaydı eğer. İki ayrı cümleydik biz, Bağlacımız oldu efsunkar sesin… Bir anlamı yoktu sözlerinin, Kan tüten dilini kınından çıkarmasaydın eğer. Eklektik bir tavırla tuttun,…

  • Gece Edebiyat

    Ece Özer – Ferdi Amcanın Güncesi

    Yaklaşık 60 sene kadar önce, keskin bir alarm sesiyle birlikte irkilerek kalkılan sabahlar, yerini yine aynı saatte kendiliğinden kalkılan günlere bırakmıştı. Ferdi amca o sabah da dinç bir şekilde uyanmış ve buzdolabındaki tarhanayı ısıtmak için mutfağa doğru yönelmişti. “Günaydın sarı papatyam, günaydın boncuk gözlüm” Hayat arkadaşını 5 yıl önce kaybeden Ferdi amcanın hiç aksamayan rutinleri vardı: Sabah 06.15’te kalkmak, çiçeklerini selamlamak, tarhana yemek ve ardından ormanda yürüyüş. O gün de rutin bozulmamış, yürüyüş için evden çıkılmıştı. Mahalle aralarında tanıdıklarını görüp selamlaşmayı pek severdi Ferdi amca. Ayaküstü edilen sohbetler, planlanıp edilenlerden daha tatlı gelirdi. -Ooo günaydın Kadir, hayırdır ne bu telaş? -Günaydın Ferdi amca. Hayır hayır. Bizim hanım doğum yaptı birkaç…

  • Gece Edebiyat

    Unutma

    Aslında hiçbir şeyin faydası yok.Memleket dediklerini etraflıca kuşatmış kolluklar, kırık pencerelerde yoksulun feryadını susturmak zor.Soğuktan kızarmış ellerimi hissetmediğim bir sabahta sigaramı yakmaya çalışıyorum.Baharını kaybetmiş bir iklimdeyim. Evvela ne desem içime, biçare geri dönüyor kalbime.Birkaç senemizi piç etmiş olmanın tutuksuz yargılaması devam ederken mujgânımda, kulağıma çınlayan bu sözlerle duruldum bir anda;”Böyle yürüyeceğiz artık, buruk gülecek ağzımız. Yarım kalacak bir şeyler. Bırak öyle kalsın “Sonra gökyüzüne baktım, anlamlandırdığım her şeyi özlemeyi bıraktım. Hüzünlenmek yok, kaybetmedik ve kazandıklarımız çok. Zira; “Hatalar harikadır, denediğini gösterir.” demiştin.Adalet dedikleri, gökyüzünde solgun bir yıldızın karanlıkta kayboluşu gibi. Yani bu simsiyah bataklıkta çaresiz bir fer. Büyük, eşsiz ve derin mi derin. Pekte önemli değil söylediklerin. Biraz rüşvet yeterli…

  • Gece Edebiyat

    12.12

    Ayrı baş çekmekmiş, fezlekeye yazdıkları düşlerim. Lügatlarındaki argosu serserilikmiş. Kanunlarına göre esaretlik fikirlermiş. 12 Aralık gecesi, Nefes aldığımı bile hissetmediğim bir yerdeyim. Özgürlüğün berisinde oturmuş, çaresizliğimle dertleşiyorum. Evsizim. Penceresizim. Yorgun ve sessizim. Bu dolunayda biraz da sensizim. Bu gece yıldızlar olacak mürekkebi kalemimin. Dört duvar olacak çizgisiz defterim. Kafamdaki adamların tartışmaları bitmiyor, sesleri düşüncelerimin içine içine işlerken kalkıyorum ayağa tüm dengesizliğimle. Bağırıyorum ciğerimdeki son nefesi tüketirmişcesine. Uyandır beni bu kabustan diyorum kendime. Uyandır! Zira ayaklar yere basınca her şey daha da zorlaşıyor. Akabinde seni sevmenin saadeti kaplıyor içimi. “Elinde başka ne kaldı ki?” Kalmadı sahi. Hayat ne garip değil mi? Dün güzelliği damağında kalmış bir gecenin sevinciyle güne merhaba derken,…

  • Gece Edebiyat

    Bugün Sonsuzluk Üzerinde

    Ritmik hareketlerin baş kaldırıyor endamına. Yere çaldığın ellerin, çatlamış toprağın gediklerini dolduruyor. Bulutlar çekip gitmişler gökyüzünden endazene yenik düşmüş zeytin ağaçları. Birazdan sofram dolup taşacak. Ege kıyılarından gülümseyeceksin bana biliyorum. Bense esintine aldanacağım bütün telaşlı zarafetimle. Davula tokmağı her vuruşumda gizlice ele verecek hayranlığımı fikirlerim. Asafına yenik düşmüş vücudun ne güzel salınıyor karşımda. Eğilmez bedenin çamura bulanıyor. Suçlu bakışlarında kaç hürriyet saklı? Ben alaca kuş olup uçtuğumdan beri sürgünüm. Şimdi çamura bana hatırlatır tutsaklığımı. Ihlamur ağaçlarına bağladığım çaputlar sana yuh ederler. Kaldır başını dik tut bak yüzüme! Bu gece, ay, yıldızlar bile benden yana sağanak yağmur ol yağ üstüme!

  • Gece Edebiyat

    Mayıs 1975

      Bulunduğum mahalledeki herkesle bir gün önceden anlaşmış gibiydik. Postanedeki bu kalabalığın başka bir açıklaması olamazdı. Geleneksel “Buyrun siz oturun” seremonisi, son yaşlı teyzenin de bekleme koltuğuna oturması ile son buldu.   Ekrandaki sayı değişti, görevli kadın seslendi: 3078… “Bisssmillah” diyerek kalktı seksenli yaşlarında olduğunu düşündüğüm kır saçlı bir amca. Onun yerine oturuverdim ben de. Yanımda ise nur yüzlü, tonton mu tonton bir teyze vardı. Elindeki telefondan, Facebook paylaşımlarını inceliyordu. İlgilenmediği bir şey çıkarsa ekran hoop yukarı. Fazla dalmış olmalıyım ki teyzenin sesiyle irkildim. -Bizim zamanımızda yoktu yavrum bunlardan. Bak şimdi her şey elimizin altında kolaycacık. Sen kaç yaşındasın, öğrenci misin? -Evet teyze, burada üniversite okuyorum. -Ah, ne güzel. Bölümün ne? -Hemşirelik…

  • Gece Edebiyat

    Saat İzi

           Sene 1980’ler:       Çocukken babam hep kolumu ısırırdı. Ben bu hareketine anlam veremezdim ve bu babalar neden severken acıtır ki diye düşünürdüm. Her kolumu ısırdığında diş izlerini sayardım. Bazen de acırdı, ağlardım…        Bir gün babam yine beni severken koluma bir saat izi bırakıverdi. Bu sefer farklı bir bakış açısı ile baktım. Her ısırışında yeni bir saat hayal ediyordum; rengarenk, büyük, havalı veya klasik ama şu içinde rakam olmayan saatlerden! Evet evet… nokta olur ya o yaşlarda anlayamazsınız! İşte ondan. Bunu bir oyuna dönüştürdüm kendimce. Her saat izinde hayalimde yeni bir saat tasarlıyordum. Hatta artık babamdan koluma saaat şekli çıkarmasını ben ister olmuştum. Babam işten gelince boynuna atlayıp:  Ben: Hadiii baba! Bugünkü…

Translate »